sex shop urunleri

Şaban Köyü

Kurtuluş Savaşı Hatıraları konusunda çalışmaları ile tanıdığımız Sitemizin Yazarlarından ve Haber Editörümüz Hüseyin Yalçın Bey yeni bir çalışmaya imza attı.

sabak_koyu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

page

DERLEYEN-DÜZENLEYEN: HÜSEYİN YALÇIN   (ARAŞTIRMACI YAZAR)

                                              ŞABAN KÖYLÜ GAZİ MEHMET ÇAVUŞ

  Mehmet Çavuş 1302(1886) yılında Uşak ilinin Banaz ilçesine bağlı Şaban Köyü’nde dünyaya geldi.

Mehmet Çavuş, küçük yaşlardayken kolera salgınında babasını kaybeder, bu nedenle çocukluk yılları sıkıntılar ve yokluklar içinde geçer. Mehmet Çavuş 1906 yılında vatani görevini yerine getirmek amacıyla İstanbul’a gider. Bu yıllar Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihindeki en zorlu yıllarıdır. Osmanlı imparatorluğu Avrupalılar tarafından hasta adam diye anılmaktadır. Mehmet Çavuş İstanbul’daki askeri birliğine geldiğinde görevli komutanlar onu 2. Abdülhamit’in saray muhafızlığına ayırırlar. Mehmet Çavuş cesur, uyanık ve çalışkan biri olduğundan dolayı arkadaşları ve komutanları tarafından çok sevilmektedir. Mehmet Çavuş saray muhafızı olarak askerliğini sürdürürken 1909 yılında 31 Mart vakası cereyan eder. Bu ayaklanmayı bastırmak üzere Selanik’ten hareket ordusu İstanbul’a gelir ve olaylara müdahale eder, İstanbul’da çok büyük karışıklar olur. Kan dökülür, neticede isyan bastırılır. Hareket ordusu sarayın önüne kadar gelir, burada askerler 2.Abdülhamit’e hitaben:  “Biz seni istemiyoruz Hamit Onbaşı” diye hakaret dolu sözler sarf ederler. Bu bağrışmalar üzerine 2.Abdülhamit, sarayın balkonuna çıkarak kendisini aşağılayan askerlere şöyle seslenir ”Görüp göreceğiniz günler benim günlerim olsun der ve hüzün içeresinde odasına çekilir.”2.Abdülhamit daha Sonra hareket ordusu tarafından tahttan indirilerek Selanik’e sürgüne gönderilir.

 

Sultan II.Abdülhamid ‘i tahttan indirmeye giden ekipte kimler vardı?

ahamit1

 

Yayınlayan: Yağız Gönüler

Bilindiği üzere II.Abdülhamid‘i tahttan indiren ekipte Emanuel Karaso, Aram Efendi, Es’ad Toptani ve Arif Hikmet Paşa yer almaktadır. Zaten Abdülhamid Han da en çok ekipteki kişilerin yanlış seçildiğine içerler ve çok üzülür. İşte bu 4 ismin nitelikleri..

***

Karaso, İtalya’dan para alan bir casus olup, Libya ‘nın İtalya tarafından yutulmasına meş’um bir rol oynamış, sonradan İtalya’ya kaçmış bir vatan hainidir. Ermeni Aram Efendi, Ermeni ihtilal komiteleri ile yakın ilgisi olup Sultan Abdülhamid’den Ermeniler’in intikamını almak için Abdülhamid’i tahttan indiren ekibe sokulmuştur. Jandarma Paşası olan Es’ad Toptani, birkaç yıl sonra devlete isyan ederek Arnavut istiklali için silah çekmiş ve sayısız Türk ‘ün kanına girmiş bir adamdır. Arif Hikmet Paşa, sonraki yıllarda karanlık siyasi hayatı olan bir denizcidir.”

(Yılmaz Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi , Cilt 7 , Ötüken Yayınları, sf 233)

 

Gerçekten de Osmanlı’nın görüp göreceği günler  o günler olur,felaketler arka arkaya gelir.1912 yılında Balkan Savaşı’na girilir ve bu savaş çok büyük bir hezimetle sonuçlanır,Balkanların çok büyük bölümü elimizden çıkar.Balkan yenilgisinden iki yıl sonra da 1.Dünya Savaşı’na girilir(1914-1918) dört yıl boyunca da  yedi cephede savaşmak zorunda kalırız ve neticede Çanakkale cephesi hariç  bu savaşı da kaybederiz.Koskoca Osmanlı İmparatorluğu tarih sahnesinden silinir gider.Her iki savaşta da hem çok büyük topraklar kaybettik hem de yüz binlerce şehit verdik.Kurtuluş Savaşı’nı vermeseydik tarih sahnesinden silinip gidecektik.Allah  Atatürk’ten,  silah arkadaşlarından ve bu vatan uğruna  savaşarak gazi olan ve can veren şehitlerimizden razı olsun.

Mehmet Çavuş,2.Abdülhamit’in tahttan indirilmesinden sonra muhafız alayından alınır,Selimiye Kışlası’na gönderilir.Askerler o yıllarda yokluktan çektikleri kadar bitten de çok çekmişlerdir.Askerlerin bitlerini yok edecek bir ilaç bir deterjan bile bulunmamaktadır.Mehmet Çavuş Selimiye Kışlasında askerlik görevini sürdürdüğü sıralarda 1.Dünya  Savaşı başlamış ve Osmanlı İmparatorluğu yedi cephede savaşa girmiştir.Bu savaşta Osmanlı İmparatorluğu Almanlarla beraber savaşa katıldığı için bazı cephelerde askeri açıdan işbirliğine gidilmiştir.Bu nedenle Çanakkale savaşlarında Alman General Liman  Paşa  üst düzeyde görev almıştır.Çanakkale’ye eğitimli asker gerektiği için Liman Paşa İstanbul’a gelir ve bazı kışlalara uğrar,uğradığı kışlalardan biri de Selimiye Kışlası’dır.Mehmet Çavuş ,bölüğüyle eğitimden gelirken  Liman Paşa Selimiye kışlasının önünde Türk subaylarla sohbet ediyormuş,bu arada  Liman Paşa Mehmet Çavuşun bölüğünün durdurulmasını ister.Türk subaylar bölüğü durdurur.Liman Paşa, Mehmet Çavuşu yanına çağırır.Liman Paşa’nın amacı bölüğü basit bir sınavdan geçirmek,eğitimli olup olmadığını anlamaktır.Liman Paşa ,tercüman aracılığı ile Mehmet Çavuş’a,”Çavuş askerin ateş altındayken cepheye nasıl ulaştırırsın “diye sorar.Mehmet Çavuş da göstereyim komutanım der ve bölüğünün başına geçer.Mehmet Çavuş bölüğüne hitaben burada büyük bir paşa var ,ateş altındayken  cepheye nasıl ulaşabilirsiniz diye sordu, ben de göstereyim komutanım dedim,çok dikkat edin ,iyi bir sınav verelim der.Mehmet Çavuş bölüğüne komut verir,uygun adım marş,yere yat,ayağa kalk …vb. hareketleri 5-6 kez yaptırır.

limon

LİMAN VON SANDERS PAŞA

Liman Paşa, Mehmet Çavuş’u yanına çağırır aferin der sırtını sıvazlar ve her Türk askeri böyleyse hiçbir düşman  bizi yenemez der.Bir süre sonra Mehmet Çavuş, bölüğüyle birlikte Çanakkale Cephesi’ne gider. Çanakkale’de çok çetin savaşlar olmaktadır, düşman hem karadan hem denizden  var gücüyle saldırmaktadır.Mehmet Çavuş ve bölüğü  Çanakkale’de bir ateş çemberi içersindedir artık.Mehmet Çavuş  ve bölüğü Çanakkale’ye ulaşır ulaşmaz bir gece takviye güç olarak zor durumda olan bir cepheye  gönderilir, Mehmet Çavuş, yoğun ateş altında giderken bölüğünden fazla kayıp vermemek

İçin bölüğüne yat,kalk,sıçra diye emir vererek cepheye doğru ilerliyor.

 

 

 

ÇANAKKALE KAHRAMANI BÜYÜK KOMUTAN MUSTAFA KEMAL PAŞA

Mehmet Çavuş  ve bölüğü geceleyin ilerlemeye devam ederken kendilerini bir kalabalığın içinde bulur  ancak bu kalabalıktan hiç kımıldayan olmayınca bir de bakıyorlar ki o askerlerin Türk askeri olduklarını ve hepsinin şehit olduklarını anlıyorlar.Mehmet Çavuş bölüğüyle oradan ayrılır bir istihkama girerler, istihkamın içinde ilerlerken bölüğüne siz burada bekleyin ben ileriye doğru bakayım geleyim der, biraz daha gittiğinde bazı konuşmalar duyar bu arada şafak atmıştır.Mehmet Çavuş, tüfeğinin süngüsünü takmış ilerlemeye devam ederken   konuşanların yanına vardığında onların Türk subayı olduklarını görür,Türk subayları Mehmet Çavuşa,  çavuş  burada ne işin var derler o da bu cepheye takviye güç olarak gönderildiklerini söyler,subaylar çavuş biraz ileride bir inilti var git bak bakalım derler,Mehmet Çavuş gider bakar ve orada ağır yaralı bir düşman askeriyle karşılaşır ,asker  ölümle pençeleşmektedir ve kısa süre sonra  da ölür.Mehmet Çavuş.düşman askerinin  çantasında  bisküvi,peksimet …vb. yiyeceklerin bulunduğunu görür, onları alarak subayların yanına gelir,yarı aç yarı tok savaşan subaylar ve Mehmet Çavuş bunları yiyerek açlığını bir süreliğine de olsa yatıştırırlar.Çanakkale Savaşı yılları yokluk yıllarıdır,askerimiz yarı aç yarı tok savaşmaktadır.   

 

                                  ÇANAKKALEDE SAVAŞAN ASKERLERİMİZİN HAFTALIK ÖĞÜNÜ

Pazartesi
Sabah Kahvaltısı; YOK
Öğlen Yemeği ;Bütün Ekmek
Akşam Yemeği; Yağlı Üzüm Hoşafı
Salı
Sabah Kalvaltısı;Yağlı Üzüm Hoşafı
Öğlen Yemeği;Yok
Akşam Yemeği;Yarım Ekmek Yağsız Üzüm Hoşafı
Çarşamba
Sabah Kalvaltısı:Yarım Ekmek
Öğlen ; YOK
Akşam;Yağsız Üzüm Hoşafı
Perşembe
Sabah Kahvaltısı ; YOK
Öğlen yemeği ; Yerım Ekmek
Akşam Yemeği; Yarım Ekmek
Cuma
Sabah Kahvaltısı ;YOK
Öğlen Yemeği ;YOK
Akşam Yemeği ;Yarım Ekmek

EVET ARKADAŞLAR YUKARIDA SİZE KURTULUŞ SAVAŞI SIRASINDA ASKERLERİMİZİN KUMANYA LİSTESİNİ BELİRTTİM İŞTE BİZ BÖYLE BİR ECDATDAN GELİYORUZ. AÇLIK ,YOKSULLUK ,SİLAHSIZ,CEPHANESİZ ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KAZANAN BİR ECDAT …

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!!!

 

Çanakkale Savaşı’nın Çocuk Askerleri

canakklale cocuklar

Onların futbol topları yoktu. Çaputları birbirine dolayıp bezden bir top yapmışlardı belki. Onunla da kim bilir kaç kez oynama fırsatı bulmuşlardı? Sizce en büyük eğlenceleri neydi?

Gökyüzünde salınan bir uçurtmaları olmuş muydu? Gece yattıklarında neyin hayali ile uyumuşlardı? Hayal kurmak için hiç fırsatları olmuş muydu acaba? Bugünkü rahatlığımızı borçlu olduğumuz onlar: babaları cephede olduğu için bir şeyler istemek şansına sahip değillerdi…Ve birgün hepsinin üstüne görev düştü: “VATAN İÇİN ÖLMEK…” Tereddüt etmeden gittiler. Öyle güzel, öyle güzeldi ki gittikler yerler. Gittiler ve bir daha geri dönmediler.

İvrindi’ nin Mallıca köyünden 104 yaşında vefat eden Azman Dede ,Çanakkale Savaşı’na katılmış gazilerimizdendi. Gençliğinde iki metreyi aşkın boyu,dev görünümüyle insan azmanı sayılmış herkes ona azman demeye başlamış,soyadı kanunu çıkınca da Azman soyadını almıştı. Esas ismi adeta unutulmuştu.Yıllar önce bir yerel araştırma sırasında Mallıca köyü kahvesinde kendisiyle görüştüm. Kulakları ağır işitiyordu. Köylülerden biri yardımcı oldu.Benim sorduklarımı kulağına bağıra bağıra söyledi. Onun sesine alışkın olduğundan anladı. Sorduklarımı cevapladı . Söz Çanakkale`ye geldiğinde o koca ihtiyar sarsıla sarsıla, hıçkırıklar içinde ağlamaya başladı. Kendi zor duyduğu için kan çanağına dönen gözleriyle bize de duyurmak için bağıra bağıra anlatmaya başladı :

-“Bir hücum sırasında bölük erimişti. Yüzbaşı telefonla takviye istedi. Gece yarısı siperleri takviye için istediğimiz askerler geldi. Hepsi askere alınmış gencecik insanlardı. Ama içlerinde daha çocuk denecek yaşta üç-dört asker vardı ki hemen dikkatimizi çekti. Bölüğü düzene soktum.Yüzbaşı gelenlerle tek tek ilgileniyor, karanlıkta el yordamıyla üstlerini başlarını düzeltiyor, sabah yapılacak olan süngü hücumuna hazırlıyordu. Sıra o çocuklara geldiğinde, o cıvıl cıvıl şarkı söyleyerek gelen çocuklar birden çakı gibi oldular. Yüzbaşı sordu; “Yavrum siz kimsiniz?”,içlerinden biri; “Galatasaray Mektebi Sultanisi talebeleriyiz Vatan için ölmeye geldik!..” diye cevap verdi. Gönlüm akıverdi o çocuklara. Bu savaş için çok küçüktüler. Daha süngü tutmasını bile bilmiyorlardı. Onlarla ilgilendim. “Mermi böyle basılır. Tüfek şöyle tutulur. Süngü böyle takılır. Düşmana şöyle saldırılır!..” diye.

Onları karşıma alıp bir bir gösterdim. Siperlerin arkasında ay ışığında sabaha kadar talim yaptık.Gün ışımadan biraz dinlensinler diye siperlere girdik. Ortalık hafif aydınlanır gibi olunca hep yaptıkları gibi düşman gemileri gelip siperlerimizi bombalamaya başladılar. Yer gök top sesleriyle inliyordu.Her mermi düştüğünde minare gibi alevler yükseliyor birgün önce ölenlerin kol, bacak, el, ayak gibi parçaları havaya kalkan toprakla siperlere düşüyordu. Mermiler üzerimizden ıslık çalarak geçiyordu. Siperler toz duman içinde kalmıştı. Bir ara yüzbaşı “Azman yandık!..” diye siperin köşesini işaret etti. O şarkı söyleyerek sipere gelen, sanki çiçek toplarmış gibi neşeli olan o çocuklar siperin bir köşesinde sanki bir yumak gibi birbirine sarılmış tirtir titriyorlardı. Çocuklar harbin gerçeği ile ilk defa karşılaşıyorlardı.Ürkmüşlerdi. Yüzbaşı yandık demekte haklıydı. Muharebede bir ürküntü panik meydana getirebilirdi. Tam onlara doğru yaklaşırken içlerinden biri avaz avaz bir marş söylemeye başladı!..

Annem beni yetiştirdi bu yerlere yolladı
Al sancağı teslim etti Allah a ısmarladı.
Boş oturma çalış dedi hizmet eyle vatana
Sütüm sana helal olmaz saldırmazsan düşmana

-baktım hemen biraz sonra ona bir arkadaşı daha katıldı. Biraz sonra biri daha… Marş bitiyor yeniden başlıyorlar. Bitiyor bir daha söylüyorlar.Avaz avaz!.. Gözleri çakmak çakmak… Hücum anı geldiğinde hepsi süngü takmış, tüfeklerine sımsıkı sarılmış, gözleri yuvalarından fırlamış dişler kenetlenmiş bekliyorlardı . O an geldi. Birden yüzbaşı “Hücum!..”diye bağırdı. Bütün bölük, bütün tabur, bütün alay cephenin her yerinden fırladık. İşte tam o anda, tam o anda, o çocuklar kurulmuş gibi siperlerden fırlayıverdiler.İşte o an. Tam o an bir makineli yavruları biçiverdi. Hepsi sipere geri düştüler. Kucağıma dökülüverdiler.Onların o gül gibi yüzleri gözümün önünden gitmiyor. Hiç gitmiyor!.. İşte ben ona ağlıyorum, o çocuklara ağlıyorum!..”Azman dede ağlıyordu. Ben ağlıyordum. Kahvede kim varsa ağlıyordu.Kahveci gözyaşları içinde bize çay getirdi. Eğildi;”Azman dede hep ağlar. Niye ağladığını bugün ilk defa anlattı .” Dedi….

Not: Celal Bayar Üniversitesi Öğrenci Konseyi nin hazırladığı Çanakkale adlı kitapçıktan.

 

 

Mehmet Çavuş buradan bölüğünün yanına varır ve bölüğüyle birlikte  tekrar geldiği cepheye geri döner.Mehmet Çavuş istihkamda askerleriyle savunma pozisyonunda beklerken savaşın şiddetinden çıldırmış olan Kara Yüzbaşı lakaplı bir subay ,Mehmet Çavuş’un yanına gelerek buranın komutanı kim diye sorar, o da tekmil vererek benim komutanım der.Bunun üzerine Kara Yüzbaşı ,Mehmet Çavuş’a hitaben istihkamdan bir asker çıkar da düşmanı tarassut (gözetlesin)etsin der.Mehmet Çavuş da olmaz komutanım düşmanın keskin nişancıları bırakın meydandaki insanı, istihkamdan sigarayı uzatsan vuruyor der.Kara Yüzbaşı ,ısrar eder ve  bunun üzerine Mehmet Çavuş çaresiz kalır ve bir askerini  yanına  çağırır ve askere çık bakalım tarassuta da yüzbaşının keyfi çıksın der.Asker istihkamdan çıkar çıkmaz kurşunu yer ve şehit  olur.Kara yüzbaşı  ikinci askerin çıkmasını ister, Mehmet Çavuş ikinci askeri de tarassut için istihkamdan dışarı çıkarır ne yazık ki o da çıkar çıkmaz şehit olur.Bu arada istihkamda Mehmet Çavuş’un arkasında taburun imamı vardır.Bu kargaşada ve can pazarında bu imam Mehmet Çavuş’a  kafamı kaldırıp düşmanları görmek istiyorum der.Mehmet Çavuş imama aman sakın ha! yapma der ancak imam bildiğini okur ve düşmanı görmek amacıyla kafasını istihkamdan çıkarır çıkarmaz o da şehit olur.Kara Yüzbaşı ,bu sefer de Mehmet Çavuş’a hitaben haydi çavuş tarassuda sen çıkacaksın der, Mehmet Çavuş da komutanım sen beni öldürmek mi istiyorsun, çıkamam deyince Kara Yüzbaşı tabancasını çekerek çıkacaksın çavuş der.Bunun üzerine Mehmet Çavuş tamam çıkacağım komutanım senin kurşununla boşu boşuna öleceğime düşmanın kurşunuyla şehit olurum der.Mehmet Çavuş tarassut için istihkamdan çıkarken düşman kurşunu kulak memesinden girer ,ensesinden çıkar ve istihkamın içine yığılıp kalır.Mehmet Çavuş kanlar içinde kalır ve bir süre sonra kendine geldiğinde çok çetin çarpışmaların olduğu Kanlıdere’de olduğunu  öğrenir.Diğer askerlerin de yoğun düşman ateşi karşısında oradan uzaklaştıklarını ve orada yapayalnız kaldığını görür.Mehmet Çavuş acılar içinde kıvranırken avazı çıktığı kadar imdat,cankurtaran yok mu? diye bağırır. Mehmet Çavuş’un bu imdat çağrısına sargı mahallinde bulunan bir asker koşarak gelir, bu asker bir de bakar ki imdadına koştuğu çavuşun kendi köylüsü olan Mehmet Çavuş olduğunu görür .Yardıma gelen asker Şaban Köylü  Tılların İbrahim’dir.İbrahim çok üzgündür ve Mehmet Çavuş’a hitaben sen de mi vuruldun Mehmet Dayı der ve hemen sargı mahallinde bulunan Seydi onbaşı’ya seslenerek çabuk arabayı(at arabası)ı al gel der.Seydi  Onbaşı hemen arabayı getirir.Seydi onbaşı da Banaz’ın Reşadiye köyü’ndendir.Acı tesadüf üç Banazlı Çanakkale cehenneminde buluşurlar.İbrahim’le  Seydi Onbaşı yaralı Mehmet Çavuş’u arabaya bindirip sargı mahallindeki revire  götürerek orada ilk tedavisini yaptıktan sonra onu hemen İstanbul’daki askeri hastaneye gönderirler. Mehmet Çavuş İstanbul’daki askeri hastanede bir süre tedavi gördükten sonra iyileşir ve Çanakkale Cephesi’ne geri dönmek ister ama  Hastane Başhekimi İsmail Hakkı Bey, Mehmet Çavuş’u çok sever ve onu kendisine emir çavuşu yapar.Bu hastanede başhekimin yanında

18 doktor bulunmaktadır ,Mehmet Çavuş, başhekim dahil tüm doktorların evlerine gidip gelmekte onların verdiği  işleri yerine getirmektedir.O yokluk ve savaş yıllarında başhekimin evinde yiyecek ve içecek yok denecek kadar  az bulunurken diğer doktorların evlerinde ise yiyecek içecek o kadar çoktur.Oysa doktorlar hastaneden evlerine yakacak ve yiyecek içecek taşımışlar.Hastanede doktorlar  ve diğer personel ayrı yerlerde yemek yerler.Başhekim İsmail Hakkı Bey, Mehmet Çavuş’u çok sevdiği için  yemek yerken yanına alır.Hastaneye sürekli yaralılar gelir,bunların çoğu ağır yaralılardır.Bir gün hastaneye ağır bir yaralı gelir Mehmet Çavuş ona nerelisin diye sorar, yaralı ise Afyon’un Sandıklı ilçesinin Dolay Köyü’ndenim der,Mehmet Çavuş hemen doktora koşar ağır yaralı var ,aynı zamanda hemşerim der.Doktor yaralıyı muayene eder,Mehmet Çavuş  yaralının durumunu sorar, doktor yarın bu saatlerde vefat eder der.Gerçekten de ertesi gün Dolayköylü asker şehit olur.

Çanakkale Savaşı bittikten sonra Mehmet Çavuş, İbrahim ve Seydi onbaşı köylerine dönerler.Şaban Köylü Mehmet Çavuş,yine Şaban Köylü İbrahim ve Reşadiyeli  Seydi  onbaşı zaman zaman bir araya geldiklerinde o acı dolu savaş yıllarını ağlayarak yad ederler.Şaban Köyü’nden Ahmet Onbaşı da  Çanakkale Savaşlarında göbeğinden yedi kurşun yediği halde yaralı olarak kurtulmuştur.

 

 

MEHMET ÇAVUŞ’UN KURTULUŞ SAVAŞI HATIRALARI

Şaban Köyü, Yunan işgaline uğrayınca köy muhtarı Mahmut oğlu Mehmet Dayı köyü ikiye böler, bir kısmında köylüler bir kısmında da Yunanlılar kalır.Köy Muhtarı köyde kalan Yunan komutanıyla sözlü bir

anlaşmaya varır.Bu sözlü anlaşmaya göre muhtar ,Yunanlı komutana  köyden ne ihtiyacınız olursa bana gelin,bana söyleyin ben temin ederim,askerlerin köylüden bir şey talep etmesin,köyün sorunlarını  ikimiz çözelim  der.Yunanlı komutan da tamam muhtar der. Bu anlaşma ufak  tefek aksamalarla işgal süresince devam eder.Köyde kalan Yunanlılar işgal altındaki birçok köyde olduğu gibi Şaban Köyde de  Kağnı Gediği mevkiinde  istihkam kazdırmak amacıyla köylüleri angaryaya götürürler.Bu köylülerin arasında Mehmet Çavuş da vardır.Mehmet Çavuş ve köylüler istihkam kazarlarken bir Yunan askeri Mehmet Çavuş’u dikkatli bir  biçimde süzdükten sonra Türkçe konuşarak sen İstanbul’da askerlik yapan Mehmet Çavuş musun? der. Mehmet Çavuş da sen Yunan askerisin sen beni  nereden tanıyacaksın diye cevap verir.Yunan askeri sen İstanbul’da askerlik yaparken bizim dükkana yoğurt almaya gelirdin, ben seni oradan tanıyorum,ben  yoğurtçu Mıgırdıç’ın oğlu Nikola’yım der.Nikola İstanbul Rumlarındandır ve çok güzel Türkçe konuşmaktadır.Mehmet Çavuş tamam der.Mehmet Çavuş  istihkam kazmaya devam ederken Nikola  Mehmet Çavuş’a hitaben hiç korkmayın çok yakında  Kemal(Mustafa KEMAL) bu memleketi kurtaracak, bizimkilerin ölüleri bu istihkamlarda kalacak der.Nikola bu  arada Mehmet Çavuş’a iyilik yapmak ister çık istihkamdan biraz dinlen der,Mehmet Çavuş da çıkarım çıkmasına da sizinkiler kızmasın der.Nikola ben varım kimse sana bir şey diyemez der.Bunun üzerine Mehmet Çavuş  istihkamdan dışarı çıkar ve dinlenmeye başlar tam bu sırada Yunanlı Angarya çavuşu gelir,Mehmet Çavuş’a çıkışır sen niye çalışmıyorsun diye küfreder.Nikola da ben izin verdim  ona der.Yunanlı çavuş, Nikola’yla kavgaya başlar buranın sorumlusu benim izin verecek sen kim oluyorsun? der.Nikola da Mehmet Çavuş benim tanıdığım dediyse de angarya çavuşu söz anlamaz iki asker dövüşmeye başlarlar,uzun süren bir dövüş başlamıştır artık,Mehmet Çavuş da kendisine yardım eden Nikola’nın dövüşten galip gelmesini ister.Neticede uzun süren dövüşten Nikola galip çıkar,Nikola’dan dayak yiyen angarya çavuşu ağlamaya başlar ve Nikola’ya tehdit eder komutanıma söyleyeceğim ,göreceksin sen bunun bedelini ağır ödeyeceksin der ve şikayet için Şaban Köyü’nde kalan komutanının yanına gider ve ondan Mehmet Çavuş’u koruyor diye şikayetçi olur.Akşam olur herkes evine döner.Mehmet Çavuş evine döndükten sonra angaryada kendisine yardım eden Nikola’ya  vermek üzere yumurta,peynir …vb yiyeceklerden bir hediye paketi hazırlayarak Yunan Karakolunun yolunu tutar bir de öğrenir ki Nikola,  Mehmet Çavuş’a angaryada yardım ettiğinden dolayı bir başka işgal bölgesine sürgüne gönderilmiştir.Bu olaydan sonra Yunanlılar köyde baskıyı artırırlar sanki bütün köy göz hapsine alınmıştır.Köyden  şehre , tarlaya,bağa,bahçeye gidişler izne bağlanmıştır.Hatta bir köylü tarlasına giderken Yunan Karakolu’ndan izin almadığı için öldüresiye dayak yemiştir. Köyde Çıldırların evi Yunan mutfağı olarak kullanılır.Yunanlılar her köyde yaptıkları gibi burada da haftada bir gün köyün büyükbaş hayvanlarını köy meydanına çıkartırlar,beğendiklerini alıp giderlermiş.Köylüler yoksulluk içinde   ve baskı altında yaşarken Yunanlılar’ın bir eli yağda bir eli baldaymış.

İşgal döneminde  Mehmet Çavuş’un annesi Fatma Hanım, köy çesmesine suya gider,testilerini doldururken,bir grup Yunan askeri  de çeşmeye gelip yüzlerini yıkarlar,bu arada Yunan askerinin biri seslice yeller,Fatma Hanım da tam bir Osmanlı kadınıdır yanı başında  yelleyerek saygısızlık yapan Yunan askerine hitaben dehhh gavurun beygiri niye os…….n der ve ona bir tekme fırlatır.Yelleyen asker çeşmenin yalağına düşer ve  neye uğradığına şaşırır,üstü başı sırılsıklam olur.Yunan askerleri, arkadaşlarının düştüğü bu komik duruma kahkahalarla gülerler.Fatma Hanıma ,bravo bravo diye alkış tutarlar.Mehmet Çavuş’un annesi bu arada Yunanlılardan bir iyilik görür.Fatma Hanımın ağrıyan göğsüne Yunanlı bir hekim ameliyat ederek tedavi eder.

Yine Şaban Köyü’nde Calak Hacı lakaplı  Hacı Ali isminde bir vatandaşta silah var diye Yunan Karakoluna şikayette bulunulur, Yunanlılar adı geçen Hacı Calağı bulmak isterler,ama bir türlü bulamazlar,bunun üzerine Uşak’tan takviye asker getirtirler,bütün köylüleri köy meydanında toplarlar,kim bu Hacı Calak diye sorarlar,sanki köylüler ağız birliği  etmişçesine Hacı Calağın kim olduğunu söylemezler.Halkımız işgal döneminde düşmanlardan çektiği kadar yerli işbirlikçilerden de çok çekmişltir.Birçok Yunancı efeler ve ispiyoncular türemiştir.İşte o vatan hainlerinden biri Yunanlılara Hacı Calağın Hacı Ali isimli kişi olduğunu söyler.Bunun üzerine Yunanlılar, Hacı Ali’yi tutuklarlar,Hacı Ali’nin yanında köyden Cımbız Nuri ismindeki kişiyi de her nedense yanlarına alarak Atina’ya götürmek üzere yola çıkarlar,Gedikler tren istasyonuna geldiklerinde Cımbız Nuri beni ne sebeple tutuklayıp götürüyorsunuz diye Yunanlı askerlerle tartışır,tartışma sırasında Yunanlılar Cımbız Nuri’yi kurşunlayarak öldürürler.Yunanlı askerler, Hacı Calağı trene bindirip önce İzmir’e,oradan da gemiyle Atina’ya götürürler.Hacı Calak ,Atina’da sürgün hayatı yaşamaya başlar,Hacı Calağın sürgün hayatı Kurtuluş Savaşı’ndan sonra yapılan mübadele sonucu sona erer ve köyüne döner.

kani

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAĞNI:Kurtuluş Savaşı yıllarının en önemli ulaşım aracı,

Düşmanlar,  Dumlupınar’da bozguna uğradıktan sonra Şaban Köyü’ndeki Yunanlılar da tedirgin olmaya başlarlar,kaçmak için çabalarlar,köyde kağnısı olanları çağırırlar, Yunanlıların bir kısmı eşyalarını bu kağnılara yüklerler ve kağnılara binerek İzmir’e doğru yola çıkarlar ,köylerde artçı yunan askerleri bırakırlar, bu askerler kaçarlarken de masum insanları öldürmekten geri kalmazlar.Köyün erkeklerini köy camisine doldururlar,tam ateşe verecekleri sırada Yenice tarafından gelen süvariler Şaban Köyü’ne ulaşırlar ve köylüleri yanmaktan kurtarırlar.Yunanlıların köyden götürdükleri kağnıcıların içinde Mehmet Çavuş ve akrabası olan Coşdere Hasan isimli kişi de vardır.Bunlar kağnılarıyla Urla’ya kadar giderler,orada Yunanlılar kağnılardan inerler,Mehmet Çavuş ve Hoş dere Hasan, sağ salim kurtulduklarını şükrederler,kağnılarını ve öküzlerini orada bırakarak yaya olarak geri dönerler,İzmir’e geldiklerinde sanki İzmir hayalet bir şehir halindedir,İzmir’in büyük bir kısmı Yunanlılar tarafından yakılmış,yıkılmıştır. izmir’de oturan Rumlar yaptıkları ihanetin bedelinden korkarak alelacele evlerini ve dükkanlarını bırakarak Yunanistan’a kaçmışlardır.Mehmet Çavuş ve Hoşdere Hasan kapısı açık kalmış olan Rumların bıraktığı bir manifatura mağazasına girerler.Mehmet Çavuş  mağazadan bir top kadife kumaş beğenir ve onu köye getirmek ister ancak o bir top kumaşı yaya olan kişiler nasıl getirecek,Mehmet Çavuş bu bir top kadifenin büyük bir bölümünü Hoşdere Hasan’ın beline dolar,kalan kısmını da kendi beline dolar ve İzmir’den ayrılırlar,Belkahve’ye geldiklerinde Türk askerleriyle karşılaşırlar,askerler onları durdurur,Hoş dere Hasan’ın beli çok kabarık göründüğü için belini açtırırlar ve beline sarılı olan kadifeyi çıkarttırarak elinden alırlar.Mehmet Çavuş’un belindeki kadife az olduğu için dikkati çekmez,bu nedenle askerler onun üstünü aramazlar.Mehmet Çavuş ve Hoş dere Hasan bin bir zahmetle  günler sonra köylerine ulaşırlar.Mehmet Çavuş 1957 yılında 71 yaşındayken vefat etmiştir.Allah onlardan razı olsun.Hepsinin mekanı cennet olsun.

Anlatan:Mehmet Çavuş’un oğlu Kemal Temel  10.11.2014

DERLEYEN-DÜZENLEYEN:HÜSEYİN YALÇIN

fatma

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

MEHMET ÇAVUŞ’UN KIZ KARDEŞİ FATMA TEYZE

sanalbasin.com üyesidir Yandex.Metrica
alanya lavabo acma,alanya tikanik acma,alanya tikanik acma,alanya lavabo acma,alanya kanalizasyon acma,alanya tikanik acma,alanya kanalizasyon acma,alanya tuvalet tikanikligi acma,alanya vidanjor,alanya tikanik acma,alanya logar acma,alanya lavabo acma,alanya tikanik acma,alanya tikanik acma,alanya tuvalet tikanikligi,
Konya Web Tasarımı,
Antalya temizlik şirketleri,Antalya ev temizliği,Antalya temizlik firmaları,Antalya temizlik şirketleri,Antalya temizlik firmaları,Antalya ev temizliği,Antalya temizlik firmaları,Antalya temizlik şirketleri,Antalya ev temizliği,
manavgat vidanjör,manavgat tuvalet tıkanıklığı açma,manavgat vidanjör,alanya lavabo acma,alanya kanalizasyon açma,alanya tıkanıklık açma,alanya tuvalet açma,alanya lavabo acma,alanya kanalizasyon acma,alanya tikanik acma,alanya kanalizasyon acma,
esenyurt escort,escort bayan,escort,cocuk pornosu,
kurtköy escort,pendik escort,kurtköy escort,kartal escort,ataköy escort,ataköy escort,mersin escort,mersin escort,ankara escort,şişli escort,ankara escort,ankara escort,beşiktaş escort,istanbul travesti,
ataşehir nakliyat,bahçeşehir nakliyat,sarıyer nakliyat,göktürk nakliyat,bakırköy nakliyat,çekmeköy nakliyat,halkalı nakliyat,başakşehir nakliyat,beykoz nakliyat,sarıyer evden eve nakliyat,maltepe evden eve nakliyat,evden eve nakliyat,üsküdar nakliyat,tuzla evden eve nakliyat,pendik evden eve nakliyat,
kartal escort,
hacklink wordpress free themes meme büyültme hacklink satış e sigara hacklink al
alanya tıkanık açma alanya kanalizasyon açma alanya lavabo açma