Bir Dönem Hikayesi Yıl 1979 | Uşak İli Banaz İlçesi Haber Kültür Yaşam Portalı
sex shop urunleri

Bir Dönem Hikayesi Yıl 1979

Sami SAMANCI

Sami SAMANCI

Şair, "Hadi Gülümse Biraz" Adlı Şiir Kitabı Yazarı

BİR DÖNEM Hikayesi Yıl 1979

Mart ayının ilk ve soğuk bir gününde
eski, yıktık dökük bir otobüs Çorum’un Ortaköy ilçesi- Aşdavul köy meydanında durdu. Otobüsten yirmili yaşlarda yağız bir delikanlı ile henüz yeni tanıştığı meslektaşı Aydın, şaşkın ve biçare vaziyette indiler. ikisinin de birer balya, birer valizi ve ağzı bezle örtülü sepetleri vardı..
Karınları acıkmış birazda otobüsten inince üşümüşlerdi. Köyden iki delikanlının yardımıyla köyde ki tek kahvehanenin önüne gelip köyün muhtarını nerde bulabileceklerini sordular.
Kahvehane müşterilerinin içinde göbekli ve iri kıyım bir adam çayından bir yudum alıp Tahir ve arkadaşını masasına davet etti..
Muhtar kendini tanıttı;
– Ben Ahmet! Burada bana Şeker Ahmet derler, bu köyün muhtarıyım!

Akşam karanlık çöktüğünde Tahir ve arkadaşı  iki göz bir eve yerleştiler.
Tahir içine çöken yalnızlık ve hüzün bulutlarını bir türlü dağıtamıyordu. Hava soğuk, üstelik yabancısı olduğu  bu köy ilk bakışta daha da soğuk gelmişti ona.
İki göz odanın biri oturma ve yatak odası diğerini mutfak olarak kullanacaklardı. Bir süre sonra muhtar, yanında bir delikanlı ile akşamın alaca karanlığında geldi.
Bir sepet içinde yemek getirmişti köylerine yeni gelen iki genç öğretmene.
Bir çinko tas şehriye çorbası, nohut yemeği ve bulgur pilavını bir tabak turşu eşliğinde yediler.
Hayatlarının, yabancı bir köyde yaşayıp pek çok olaylar zincirine tanıklık edeceklerinin  henüz farkında değillerdi. Köy içinde başları dik ama hiç etraflarına bakmadan yürümeleri onların iyi aile terbiyesi almalarının dışında küçük yerlerde bu tür tavırlara daha dikkatli olmaları gerektiğinin bilinci vardı ruhlarında.

Bir gece yarısı silah sesleriyle uyandılar. Aydın pencere önüne fırlayıp dışarıda ne olduğunu görmek için perdeyi araladı. Tedirginlik ve korku sardı ruhlarını. Görünürde sokak sakin ve etrafta kimseler yoktu. Gökteki ay kadar masum iki delikanlı sakinleşip Gaz lambasının fitilini yakarak duvara taktı kandili. Sonra merdivenden ayak seslerini duyup iyice dikkât kesildiler.
Ev sahipleri kapılarını tıklatıp gel demelerini beklemeden hemen içeriye girdi. Elli yaşlarında kalın karakaşlı, sincap gibi ürkek, her an konuşmaya meraklı ve ağzı iyi laf yapan hoca lakaplı ev sahiplerinin başka çok ilginç özellikleri olduğunu sonradan öğrendiler.
Ev sahibi, Tahir ve arkadaşına kalın kaşlarını yukarıya kaldırıp güven telkin etti;
– Telaşlanmayın hocam silah sesleri bu köyde olağandır!
Ev sahiplerinin Laz yapımı silah sattığını ve deneme amaçlı olarak gecenin bir saatinde havaya sıktığını öğrendiklerinde biraz rahatlamışlardı.
O gece rahat uyudular.

Evin altı ahırdı. Bir gün ahırdan kokular gelmeye başladı.
Ev sahiplerine ve köyden bir iki kişiye sorduklarında şaşkınlıkları daha da arttı. Meğer ev sahibi hoca efendi civar köylerden topladığı yaşlı, yaralı at ve eşekleri toplayıp ahıra kapatıyor, ne su ne de yem vermeden ölmelerini bekliyormuş.
Tabii hayvanlar ölünce de pis kokular sarmış etrafı.
Tahir gidip ev sahibine bu durumun sebebini sordu. Adam gayet pişkin “Grevdeyim! “dedi. “Yahu neyin grevidir bu falan! Derken, anlattı hoca efendi…
Meğer bu hayvanları Amasya’daki Et Balık Kurumu’na götürüyormuş ve yurtdışına kedi-köpek maması yapılmak üzere satıyormuş.
O etlerin ülke içinde kasaplarda satıldığını söylememe gerek yok sanırım.
“Peki niye grevdesin!” dediklerinde;
“Adamın biri yularından tutmuş bir eşeği getiriyor, Ben kamyon dolusu götürüyorum. Aramızda fark olması gerekmez mi? İkimize de aynı ücreti veriyor kurum, bu yüzden grevdeyim!”
Sonra Tahir ve diğer öğretmen arkadaşı Aydın’ın gayretleri sonunda bu leş ve kötü kokulardan kurtuldular.
Ölmüş eşeklerin, atların kuyruğundan sürükleyerek kamyonun kasasına doldurulup Amasya’ya götürüldü hayvanlar.
Artık ev sahiplerinin  at ve eşek ticareti yaptığını da öğrenmiş oldular.
Şimdi hocanın son marifetine gelelim.
Bir gün Tahir ve Aydın’ı  evine çay içmeye davet etti hoca efendi.
Zaten kaldıkları iki odanın bitişiğinde oturuyordu ev sahipleri.

Çaylarını içerken bir genç girdi odaya.
Delikanlı nişanlıydı ve gece geç vakit nişanlısını görmek için nişanlısının evinin önüne gidiyor lâkin evin köpeği kudurmuş gibi saldırıyordu delikanlıya.
Delikanlı hoca Efendi’den yana yakıla bir çare ümidinde masum ve saf hocanın gözlerine bakıp bekledi.
Hoca Efendi’de çareler çoktu ki.

Tahir ve Arkadaşı şaşkındı. Hoca Efendi yerinden ağır ağır kalkıp karşı duvardaki nişten(oyuk) kara kaplı bir kitap alıp getirdi.
Kitabın rastgele bir sayfasından özellikli bir dua imiş gibi Arapça bir şeyler yazıp muska kıvamında büktü ve nişanlı delikanlıya verdi.
Sonra delikanlıya dedi ki;
“Yağlı bir kemiğin içine bu muskayı koyacaksın ve nişanlının penceresine gittiğinde bunu köpeğin önüne pencereden uzağa atacaksın!”
Genç mutlu, ağzı kulaklarında hoca efendiye borcunu sordu. Hoca efendi gerdan kırıp “elli lira!” dedi.
Tahir biraz sıkıntılı gencin aldatılmış olmasına işkillenip sordu;
– Yahu hoca efendi bu nasıl iştir?
Hoca efendi bıyık altından sırıtıp aygın baygın baktı Tahir ve Aydın öğretmene.
– Kemiği köpeğe atacak ya o arada görür nişanlısını!
– Peki, başka vakit yine gitmek ve nişanlısını yine görmek isterse?
Hoca efendi bu kez mağrur, kalın kaşlarını aşağı yukarı oynatıp iki misafirine manâlı ve kendisinin hafife alınmayacak derecede yetenekli olduğunu ima eden bir tavır takındı.
– Yine gelecek, yine kara kaplı kitap açılacak ve yine bir ellilik verecek!
Böylelikle mesleklerinin baharındaki bu idealist iki öğretmen, ev sahiplerinin at, eşek ve silah ticaretinden sonra ilaveten birde din ticareti erbabı olduğunu üzülerek ve hayretler içinde tanıklık ettiler.

Tahir’in tanıklık ettiği bu küçük çaplı ama çapsız din ticareti ömrü boyunca hep hafızasında kaldı. O hep aynı kişilik ve duruşta. Zaman onu, o zamanı iyi kullananlardan.
Selam olsun Tahir Tüyben’e.

BİTTI

Tahir Tüyben’e başından geçen bu sıra dışı olayları benimle paylaştığı için kendisine teşekkürlerimi sunuyorum..
Değerli Banaz Net okuyucuları; Youtube’da Tahir Tüyben’in seslendirdiği birbirinden güzel şiirlerini ve benim şiir videolarımı dinleyebilirsiniz.
Hepinize huzur ve sağlıklı günler dileğimdir..
Sami Samancı

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
VEDA - 30 Mayıs 2017
Zenginlik Nedir? - 27 Nisan 2017
Yıl 1980.. - 9 Nisan 2017
Sevgi ve Emek - 29 Mart 2017
O Benim Halam…! - 28 Şubat 2017
Baba ve Oğlu.. - 30 Ocak 2017
İçimde Yıllar - 31 Aralık 2016
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 6 YORUM
  1. Sadullah Murat dedi ki:

    Bu yazı buraya neden konuldu bilemem ama, akılları beyinle döllenmemiş olan bazı zevatlar “hoca efendi” kılıfı altında İslam Diniyle gizli bir savaş sürdürmektedir. Bu yazıyı kınıyorum.

  2. Sami SAMANCI dedi ki:

    Bu hikaye bana bizzat Tahir Tüyben tarafından anlatıldı. Hikayenin özüne hiç dokunmadan olduğu gibi yazdım..
    Kaldı ki görevini lâyıkıyla yapan din görevlilerine bizim hiç itirazımız yok..
    Şu anda bile bir çok olumsuz örnekleri var iken bu eleştirinizin sebebini çözemedim.
    Ben kimseye hakareti yakıştırmam.
    Yorumunuzu manidar buldum..
    Saygılar…
    Sami Samancı

  3. Mevlüt dedi ki:

    Sami abi yazılarınız çok beğeniyorum ama bu yazıda hoca efendi değilde üçkağıtcı bir adam deseydiniz daha iyi olurdu.Hoca efendi deyince yanlış anlaşılıyor.

  4. Sami Samancı dedi ki:

    Bu hikaye bana Tahir Tüyben tarafından aktarıldı. O yaşamış bir arkadaşıyla birlikte. Ben anlatılana Sadık kalarak anlattım..sayın Sadullah Murat beyin üslubuna bakarsanız bana hak verirsiniz.
    Istisna bunlar ama gerçek.
    Yorum ve beğenileriniz için teşekkürler.
    Sevgi ve saygılar..

  5. Mevlüt dedi ki:

    !!yeryüzünde bozgunculuk yapanlar, ölümlerden ölüm beğenmelidirler. maide suresinin 33. ayetinde şu buyruk verilmiştir:
    “allah ve resûlüyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk yapmaya çalışanların cezası, ya boyunları vurularak öldürülmeleri, ya asılmaları, ya ellerinin ayaklarının çapraz kesilmeleri, ya da bulunduk­ları yerden sürülmeleridir. bu, onların dünyada çekecekleri rezilliktir. ahirette ise onlara daha büyük azap hazırlanmıştır.”
    Bu onlara yeter….Mehdi Mevlüt Sarıkaya…

  6. Mevlüt dedi ki:

    Benden önce bir mehdi daha çıkmıştır.Mehdi-Âli Rasul Süleyman Hilmi Tunahan.Bunların hepsi yalandır.Esas mehdi benim.bu mehdi satedir.gecek olan benim.gecek mehdi benim.benim sesimi kesme

BİR YORUM YAZ

Görüşleriniz Bizim için Değerlidir Yorumlarınızı Bekliyoruz...

sanalbasin.com üyesidir Yandex.Metrica
Elektronik Sigara Likiti -

escort bodrum

şirinevler escort mecidiyekoy escort