Atam, değil misin? Bugün seninle sohbet etmek geldi
aklıma. Biraz içimi dökmek ve senin öğütlerinin tam tersini yapan hem Türk hem
de Müslüman torunlarının yaptıklarını anlatmak istedim. Sanırım senin o meşhur
öğütlerinden cesaret aldım: “Yerli kara dağların yıkılmasın! Gölgeli kaba
ağacın kesilmesin. Görklü suyun kurumasın. Kanatlarının ucu kırılmasın.”
Ne güzel ve ne anlamlı öğütlerin vardı bizlere.
İnsanlığın yaşam deneylerinden süzülüp gelen tavsiyelerdi bunlar. Bizim
memlekette egemen olanlar, kendi sözlerini söylerken, sana bir ata olarak atıf
yapar, sözlerinden alıntılar yaparlardı. Her zaman yaptıkları gibi senin
“adına” şeklen sahip çıktıklarını gösterir, geleneğe-töreye sahip çıkmanın
erdemini anlatır ve bununla övünürlerdi. Oysa sana olan sevgilerinin sahte
olduğu anlaşıldı.
Sen bize “Yerli kara dağların yıkılmasın! Gölgeli kaba
ağacın kesilmesin!” öğüdünde bulundun ama, senin bu sözlerin görmezden gelindi.
Uşak’taki Kışladağ yıkıldı. Viran olan dağın altınlı kayaları küçük küçük
ufalandı, altınlı küçük parçalar bir yere yığıldı. O yığının üstüne zehirli
siyanür bulamacı döküldü. Altınlı olmayan kaya ve toprak yerinden çıkarılıp
başka bir yere yığıldı, bu yığın dağlarına da pasa diyorlar. Siyanürlü sularla,
kara dağlarımızın kaya parçalarındaki altınları alıp gidiyorlar. 70 bin ton
zehir kullanıyorlar Kışladağ’da. Şimdi yine haberler geliyor; kullandıkları o
zehrin havaya karışan gaz kısmı canlıları zehirliyor parça parça. Kışladağ’ın
böğrünü döve döve deşiyorlar, tam 450 metre inecekler aşağıya ve 1000 metre
genişleyecekler. Dağ yerine devasa bir çukur kalacak bize, ne olacağı belli
olmayan. Yığdıkları pasa dağları da hiç masum değil. İçinde uyandırılmış ağır
metaller dolu. Yağan yağmurda o uyanmış arsenik, antimon, kurşun vb akıp
gidiyor ve sularımıza karışıyor.
Hele siyanürle yıkadıkları yığın! İçi kimyasallarla
dolu bir bomba! Yüzyıllarca zehirlenecek evimiz, yurdumuz ve canlıların
hayatları.
“Görklü suyumuz” da yavaş yavaş kuruyor Korkut Dede. İnay’da
üç bin yıldır aktığını bildiğimiz suyun kaynağından çektikleri suyu
kullanıyorlar. Görklü suyumuzda azalmaya ve kirlenmeye başladı.
Yalnız Kışladağ yıkılmadı. Turgutlu’da Çal dağını
yıkıyorlar, Çaldağı’nda 2 milyon ağacımızı kestiriyorlar, Turgutlu ovamıza asit
yağdıracaklar. İzmir’de Efemçukuru’nu deşiyorlar, Bergama Ovacık’ı bitirdiler
sıra Kozak yaylasında. Artvin’i, Erzincan’ı, Gümüşhane’yi, Eskişehir Kaymaz’ı, Kazdağlarını
yıkıyorlar Dede, Kazdağlarını. Munzur çayını, Artvin ve Rize’nin sularını
kurutacaklar. Toroslar’ın, Bursa’nın ve daha birçok yerin suyunu da
sattılar.
Dünyanın ağalarını, biliyorsun. Maden tekelleri, tohum
tekelleri, su tekelleri, petrol tekelleri, silah, ilaç ve gıda tekelleri… O
ağalar dediler ki: Artık “yerküre küresel köy” dür. Yani ‘bütün dünya
bizim için pazardır.’ Yerkürenin suları, ormanları, dağları, tohumları,
madenleri satılıktır ve biz onları insanlara satacağız. Satarak, birikimimize
birikim katacağız. Kâr ve kazanç hırsı bizim olmazsa olmaz özelliğimizdir. Eğer
bize yurdunuzun yeraltı kaynaklarını, sularını, ormanlarını, tohumlarını
açmazsanız; borç vermeyiz, borç ertelemesi yapmayız, iktidarda da kalamazsınız
vs dediler. Şimdi bizi yönetenler, dünyanın ağalarının taşeronu, simsarı
durumundalar Dedem Korkut!
Suyumuzu kurutanlar, dağlarımızı viran edenler,
binlerce yetişkin ağacımızı kesenler velhasıl kanatlarımızın ucunu kıranlar
dünyanın ağaları. Dünyanın ağaları ta senin gününden beri var, biliyorsun.
Fakat esas düşkünler, işbirlikçiler, kanatlarımızı kırdıranlar; dünyanın
ağalarına görklü sularımızı, yerli kara dağlarımızı altın tepside sunanlar,
bizi yönetenler, yani senin torunlar! İktidardakiler, muhalefettekiler, militerler…
Bizi yönetenlerin katında sularımızın, dağlarımızın,
ormanlarımızın, tohumumuzun, sütümüzün ve doğanın bir parçası olan insanların
hiç itibarı yok! Fakat Dünyanın Ağaları çok itibarlı. Ağalar için özel yasalar
çıkıyor, var olan hukuk uygulanmıyor, hile yapılıyor…İşte böyle Dedem Korkut.
Bu senin Türk ve Müslüman torunların fena halde vahşi sermaye sever, altın
sever, “el” sever durumda.
Bir de, biz varız Korkut Dede. Dağımızı, suyumuzu,
ağacımızı evimiz-yurdumuz bilen, dünya kardeşliğini savunan, doğaya ait
olduğumuzu bilen, öyle Türklük ve Müslümanlığımızla övünmeyip ama senin öğüdüne
sadık kalarak, ağaçlarımızı kestirmemek, suyumuzu kurutmamak, dağlarımızı
yıktırmamak için çırpınan biz varız. Bir avucuz. Senin torunlarınız.
Kendi ülkemizde gurbeti yaşıyoruz, kendi dünyamızda
gurbeti. Ama mücadele ediyoruz.
Senin “Hey oğul!
Azını gören, çoğunu bilen, sözünü diyen oğul...
Sen sen ol, el sözüyle yola çıkma...
El sözüyle yola çıkan, el yolunda yorulur.
Can oğul...”