Siyasetin Gölgesinde Tekel İşçileri

05.02.2010

Ankara, son yılların en etkili grevine ev sahipliği yapıyor. Tekel işçileri özelleşme kapsamında haklarını kaybetmemek için direniyor. Bu soğuk ve kış şartlarında Ankara’nın sokağında yaşamını devam ettiriyor.

Özelleşmeden etkilenen sadece tekel işçileri değil. Tabi ki, özelleşmeden birçok alanda sıkıntılar yaşandı. Devlet “BİT” olarak gördüğü kurumları özel sektöre satarak küçülmek istiyor, aynı zamanda kar edemediği bu sektörlerden çekilerek gerçek vazifesine dönmek istiyor. Örneğin zarar ettiği bir işyerinin zararını devlet halktan aldığı vergilerle karşılıyor. Devletin asli görevi iyi işletilemeyen veya işletilmeyen zarar eden kurumları halkından topladığı vergilerle kalkındırmak değil!

Devletin var olması gereken alanlar vardır; olmazsa olmazları vardır; eğitim, sağlık, güvenlik vb. gibi, devlet bu tür yerlerde kar-zarar hesabı yapmaz ve gerekli gördüğü desteği sağlar. Bu kurumlarda her türlü denetime açık olarak işletilir ki halk verdiği vergilerin nerelere gittiğini bilsin ve hayal kırıklığı yaşamasın. Nedense muhalefet iktidara asıl bu denetlenmesi gerek yerlerin hesabını seçmeni adına sormaz! Muhalefetin asli görevlerinden birisi de iktidarı seçmen adına denetlemek değil midir?

Ülkemizde siyaset ve muhalefet anlayışı bir türlü asli mecrasına oturmadı, işin doğrusu üzerinden gitmek yerine hamasi söylemlerle, iktidar ve muhalefet çoğu zaman bir birlerini suçluyor, işin doğrusuda arada kaynayıp gidiyor. Tekel işçileri de aynı durumda, siyaseten iyi bir malzeme oldu!

Zamanında ihtiyaç olan ve şuan devletin sırtında bir kambur olan Kamu İktisadi Teşekkülleri’ni hükümetler satarak devlete kaynak haline getirmeye çalışıyor. Bu konuda satış şekli ve işletmecilikle ilgili işin erbabının söyleyecekleri olabilir. Görünen o ki; devletin küçülmesinden (zaruri olanlar hariç) başka çıkar yol da gözükmüyor. Hamasi nutuklarla devlet yönetilemiyor. Sonunda yine zararı vatandaş ödüyor.

Tekelin satıldığında, Tekeli satın alan kuruluş işçilerin ücretlerine %10 gibi bir zam yaparak kendi bünyelerine almak istiyor fakat işçiler geçmiyor. Devlet bu işçileri başka iş kollarında değerlendirmek istiyor, işçiler eğitim kurslarının hiç birine katılmıyor. (Basından) Mantık şu mu? Devlete sırtını dayayanın devlet yedi sülalesini bakacak mı? Zaten çarpıklık işin bu mantığında, dünyada en çok zarar eden taş kömür işletmeleri bizde. Kamu’ya sırtını dayadıysan işin iş mantığı, siyasilere düşen en büyük görev de burada; yapılması gerekeni halka doğru anlatmak “oy avcılığı” yapmamak gerekiyor. Özel sektörde bir iş yeri satıldığında işveren kıdem vb tazminatı vermiş ise ne yapıyor vatandaş kendisine başka bir iş arıyor. Bu iş yerini kapatsan da bana bakacaksın mı diyor? Özel sektörde çalışan T.C. vatandaşı değil mi? Aynı siyasi partiler iktidarı muhalefeti kendi belediyelerinde taşeronlara iş vererek işçi haklarını çiğnemiyor mu? Öyle ise işin doğru yerinden tutmalı ve halka “oy avcılığı” yaparak siyaset üretmemeli; zaten bu tür siyasete ve siyasetçiye de artık kimse inanmıyor.

Türkiye’nin 12 Eylül günlerine gelmesinde ciddi olarak sendikaların katkısı olmuştur. Özellikle ülkemizde sendikacılık 12 Eylül’den sonraki dönemde bitti. Sendikaların bu hale gelmesinde kendilerinin hiç mi kusuru yok, bir oturup düşündüler mi? Halkla kaynaşamamalarının nedenlerini, özellikle sağduyulu geniş halk kitlelerine niye ulaşamadıklarını. Hiçbir makul öneri sunmadan sırf güç bizde diye sendikacılık yapılmaz, yapılırsa işte böyle marjinalleşir.

Şişe Cam Paşabahçe farikasında tekel eylemine benzer eylemler yapıldı. O dönemde Türkiye şartlarında en iyi maaş alan iki üç iş yerinden biriydi Paşabahçe Şişe Cam. İşçiler çoluk çocuk fabrikanın girişini tuttular fabrikanın içeri giriş ve çıkışlarını engellediler çalışmak isteyen bir kısım işçilerde çalış(a)madılar. Sonra, sonrası malum fabrika yönetimi fabrikayı kapattı. Tazminat alanlara tazminatını verdi, çalışmak isteyenleri de diğer illerdeki fabrikalarına gönderdi. Bildiğim kadarıyla buradan gidenler gittiği yerde asgari ücrete yakın bir ücretle çalışmaya başladılar. Şimdi soralım Şişe Cam Paşabahçe fabrikası kime ait. CHP’nin bu kurumla bir ortaklığı var mı?

Bugünün iktidarı yarın muhalefet, bugünün muhalefeti de yarın iktidar olabilir. Türkiye 2002’den önce ki birkaç yıl içinde dünya ülkeleri içindeki ekonomik sıralaması 11 ülke birden geriledi. 85. sırada aldıkları ülkeyi 96. sıraya geriledi. 2002 yılındaki seçimlere bu ekonomik durumda girdik.

Hükümetlerin görevi çiftçiye, KİT’e vb.lere devletin imkânlarını sübvanse etmek değildir. Kısaca yapılması gereken herkesime balık dağıtmak değil, balık tutmasını öğretmektir. Özgürlüklerin önünü açmak ve vatandaşına güvenmekten geçiyor; uygulanan örtülü bir kast sistemidir.

 

 

Okunma

14120