Tilki kurnazlığı ile ünlü, hayvanlar âleminin en zeki ve kurnaz olanıdır. Tilkinin üzerine yazılmış, insanları düşündüren kurnazlık üzerine ders verilmesi istenilen konuları işlenerek hayvanların konuşturulması hususu ile yazılan fabl senaryoları gündemden hiç düşmemektedir.
Bir ailenin içinde yüz karası “Yordamsız Ali” diye biri varmış. Bu kişi çok yalan söylüyormuş, aile fertleri de bundan rahatsız olduklarından, toplum içinde konuşurken ailelerini küçük düşürmemesi için, aile içinde anlaşmışlar ve bu kişinin yalan söylemeye başladığında, parola niteliğinde yalan söylüyorsun anlamına gelen aileden birinin öksürmesi yalanını düzelt anlamına geldiği hususunda mutabık kalmışlar.
Bir gün insanların buluşma yeri olan kahvede, oturan ve orta aradan sohbet edenlerin yanına gidip bir sandalye çekerek oturur. Kendisine çay söyler “Yordamsız Ali”, daha sonra etrafına bakınır, babasını da görür topluluk içinde ve çayını yudumlarken kulak kabartır edilen sohbete ve yarı anlar yarı anlamaz söze karışır,
- “bu gün bir tilki gördüm bir kuyruğu vardı o kadar uzundu ki sormayın kendisi komşu köye vardı kuyruğu daha bizim köyde sürünüyordu” der.
Baba bulunduğu ortama hissettirmeden öksürür.
-“öhö, öhö”
“Yordamsız Ali” yalan söylediğinin farkına varır düzeltmek için, yalanını biraz küçültmek ve doğrultmak ister, yanında oturan hasan ağanın tarladan gittiğini belirtmek ister ve der ki.
-“Hasan ağanın öte yakadaki tarladan gitti. Onun tarladan çıktığında tilkinin kuyruğu daha bu kenarında idi”.
Baba yine,
-“ Öhö, öhö” öksürür.
Yordamsız Ali
-“ yok o kadar yoktu amma hasan ağanın tarlanın boyunun yarısı kadar vardı”.
Baba,
-“Öhö, öhö” öksürür.
Yordamsız Ali kahve önündeki 7-8 metrelik Selvi ağacını göstererek,
-“İşte bu kadardı”. Demesi üzerine, babası kimseye çaktırmadan tekrar öksürür.
-“Öhö, öhö”, bunun üzerine Yordamsız Ali kızgın ve öfkeli bir şekilde,
-“Bu tilkinin hiç mi kuyruğu yoktu” diyerek noktayı koyar.
Yalanın kuyruklusu, neden aslan, kaplan, kurt, çakal, üzerine değil de, tilki üzerine kurulduğunu anlamak mümkün olmamakla beraber, tilkinin kurnazlığı ile her türlü işin altından kalkabileceğini, ayrıca topluma enjekte ile bellek içine yerleştirilen senaryoların tilki üzerine kurulması ve çevrilmesi de manidardır.
Babanın oğlu karşısındaki tedirginliği ve rahatsızlığı, oğlunun ise öne sürdüğü kuyruklu yalanlarının itibar görmemesi, toplum içi gelişmelere yansıması mı? Acaba diyorum.
Topluma bakıyorsunuz, sessiz ve suskun olarak, içinden, hıçkırık tutup ağlıyor veya kıs, kıs içinden gülüyor, gelişen olaylar karşısında. Bu ne yahu, Senaryo yazanlar toplumun uyuduğunu sanıp, silkinip kalkması için mi? Senaryo üretiyorlar. Yoksa açılım, genetiği değiştirilmiş organizma, (GDO) tele kulak, kurumlar arası uyumsuzluk, hukuka olan güvensizlik, balyoz eylem planı, daha neler.
Siyasilerimizden muhalefet ve iktidar birbirlerinin kuyruklu yalanlarını güya düzeltmek için mi birbirlerine öksürüyorlar. Sanki Sibirya da üşütmüşler gibi birbirlerine top atıyorlar. Bilen bilecek bilmeyen grip zannedecek. Gerçek olan, bu kervan yürümelidir. Gelişen olaylar karşısında ki, dış güçlerin psikolojik savaşına ve senaryolarına, kuyruklu yalanlara halkın karnı toktur. Hedef bellidir. Yeter ki, kalkınma planlarımızdan sapma olmasın.
Demokrasiyi demokrasiyle yıkabilirsiniz. Demokratik toplumlarda demokrasinin ilkelerine uymamakla, zayıflatmakla, demokrasiyle demokrasiyi yıkabilirsiniz. Aynı şekilde demokrasinin ilkelerine sahip çıkarak demokrasiyi yaşatabiliriz. Demokrasinin yaşaması, hâkim ve savcılarımızın aklıselim ve doğru kararları ile demokrasiye bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonrada vereceği kararlar damgasını vuracaktır.
Toplumun bundan şüphesi ve tereddüdü asla bulunamaz.
Saygılarımla.
26.01.2010 - Şükrü YILMAZ
|